HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR

Dedeleriyle ve nineleriyle büyüyen çocuklara hep özenmişimdir. Filmlerde dahi ak sakallı dede torununu kucağına oturtup, saçlarını okşasa gözlerim dolar.

Zira; her çocuk kadar şanslı değildim bu konuda, eksik kaldı bir yanım. Babam henüz 12 yaşında bir çocukken vefat etmiş babası. Yani baba tarafından dedemi sadece fotoğraflarda gördüm. O da filmlerde gördüğüm ak sakallı dedelere hiç benzemiyordu. Körüklü deri çizmeleri, elinde kırbacı ve delici bakışları ile siyah beyaz bir fotoğraf karesine sığmayacak kadar heybetli görünüyordu duvardaki çerçevede.

Kasapmış dedem. Zaman zaman babaannem maceralarını anlatırdı. Sanırım hem babaannemin anlatırken hem de benim dinlerken en çok zevk aldığım hikaye Ankara Yenidoğan’da kurban bayramında kaçan bir boğayı tek başına yakalamasıydı. Zira defalarca anlatmasına ve defalarca dinlememe rağmen babaannem sanki ilk kez anlatıyormuş gibi heyecanlanır, ben de sanki daha önce hiç duymamış gibi aynı heyecanla dinlerdim. Babaannemin söylemesine göre gazeteler dahi yazmış o günlerde dedemi.

Anne, baba farklı şehirlerden olunca ve dünya meşakkati de araya girip, geçmiş günlerin kendine özgü sıkıntılarıyla harmanlanınca bir başka talihsizlik dağ gibi çıkıverirdi önümüze. Dedem ve anneannemi sadece bayramlarda görebilirdik. Her sene mutlaka bayramlardan birini Çorum’da onların yanında geçirirdik. Bu rutin ziyaretler 12 Eylül ihtilalinde dahi sekteye uğramadı. Öyle ki; aradan onlarca yıl geçmesine rağmen halâ hafızamdadır Çorum sokaklarında tam teçhizatla gezen silahlı askerler. Yol ne kadar sıkıntılı olursa olsun, köye varış her zaman kelimenin tam manasıyla bir bayram olurdu. Kocaman bahçesi ve avlusuyla köy bizim için tam bir oyun alanıydı. Tabi bir de her gidişimizde bizi aynı sevinçle karşılayan köpeğimiz MİNDO vardı. Dedem tam bir sigara tiryakisiydi. Birinci sigarası içerdi ve uyuyana dek dudağından o sigarası hiç eksilmezdi. Ömrünün son demlerine doğru ancak bırakabildi sigarayı. Neşeli ve sakin bir adamdı. Birbirinden komik ve aynı zamanda düşündürücü hikayeleriyle bizi kahkahalara boğardı. Ömrünün son yıllarını ise hep okuyarak geçirdi. Gözlerinin feri iyice yitmesine karşın elinde ya Kur’an ya da İmam Gazali’nin Hüccet’ül İslam’ı olurdu. Gözlükte kullanıyordu aslında ama okuyabilmek için iyice gömülürdü kucağında tuttuğu kitaba. O halini görünce hep aklıma gözlerini kaybedene dek okuyan –rahmet olsun- Cemil MERİÇ gelirdi. 1997 yılında aynı dinginlik ve aynı sakinlikle Hakka yürüyüverdi dedem. Mekânı cennet olsun.

Anneannem de aynı dinginlik ve sakinlikteydi. Yoksa tam 59 yıl bir yastığa baş koyamazlardı sanırım dedemle. Bizim için en büyük ödülü hala tadı damağımızdan gitmeyen un helvası olurdu. Çocukları çok severdi ve bir dediğimizi iki etmezdi. Bazen bizi eğlendirmek için kılık değiştirir, taklitler yapardı. Biz de ancak kısıtlı zaman diliminde bir arada olabilmenin verdiği töleransı sonuna kadar kullanmaktan çekinmezdik. Türk filmlerinin değişmez repliğidir. Hani baba evladına ebediyete uğurladığı eşini anlatırken “Senin annen bir melekti” der ya… Hakikaten benim anneannem kanatsız bir melekti. Kimseyi kırmaz, incitmezdi. İşte canım anneannem tam 59 yıl bir yastığa baş koyduğu, dedeme tam 7 yıl sonra kavuştu. Ve 17 Nisan sabahı Hakka yürüdü. Amenna; “Külli nefsin zâikatü’l-mevt | Her nefis ölümü tadacaktır.”

İnanmış insanlarız ve ölüm hissine aşinayız. Ancak yine de böylesi bir firak üzüyor insanı. Ve böylesi anlarda yüreğimize merhem diye sürüyoruz ayet-i celileleri;

“Allah’ın diledikleri hariç olmak üzere, göklerde ve yerde kim varsa hepsi düşüp ölmüş olacak.” |Zümer, 39/68|

“Yeryüzündeki her canlı yok olacak.” |Rahman, 55/26|

Evet her nefis ölümü tadacak; dünyanın ne üzüntüsü, ne sevinci hiç biri kalmayacak. Sabr-ı cemil denen şey de bu iman ve idrakten ibaret olsa gerek. Bizlere bu dayanma gücünü veren Rabbimize namütenâhi hamd-û senalar olsun. Rabbim bizleri ölümle verilen bu kutlu mesajın sırrına mazhar olan kullarından eylesin.

Rabbim ebediyete irtihal eden bütün Müslümanların kabrini nur, mekânlarını cennet eylesin. Acımı paylaştınız, dualarınızı eksik etmediniz, Rabbim sizlerden de razı ve hoşnut olsun.

Biliyoruz ki; bu ebedi yolculukta en iyi azık dua. Ve biz bu kutlu yolculuğa çıkan tüm dostlarımızı, akrabalarımızı sonsuzluğun başlangıcına yüce kitabımızın da başlangıcı olan Fatihalarla uğurladık. Aynı iman ve aynı aşkla yine aynını yapıyoruz;

“Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü’nün sahibi olan Allah’a mahsustur. Allahım!..Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.”

Amin!.. Amin!.. Amin!…

Not: 19 Nisan 2014 tarihinde kaleme alınmıştır.

Visits: 12

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir