BİN BAHAR GÖRSE DE TAŞ YEŞERMEZ

“Bin bahar görse de taş yeşermez.”

Böyleyimdir ben. Bazen sözcükler beynimin emrini dinlemeden, olur olmaz mekan ve zamanda dökülüverir fütursuzca. “Bülbülün çektiği dilindendir” derler ya. Tam da böyle bir durum.

Ne yapayım.

Az uyuyorum, az yiyorum ama az konuşmayı bir türlü beceremiyorum. Yürek taşkını diyorum ben buna. Gem vurulmaz ve önünde hiçbir bent duramaz. Adı üstünde taşkın. Kontrol edilebilir olsaydı şayet, taşkın olmazdı zaten.

Otobana ters girmiş bir sürücü gibiyim. Her şey ve herkes üstüme geliyor sanki. Ve ben “Ne zaman üstünden atlamaya kalksam hayatın, hayat ayaklarıma takılıyor.”

Atam Bilge Kağan’ ın sözü geliyor hatırıma: “Hayat renkli bir gölge gibidir. Ardına düşersen senden kaçar. Ama ondan kaçarsan peşin sıra gelir.”

Hiç düşmedim ben bu hayatın ardına. Bu söz doğru ise “kanlım gibi yakamdan tutan” bu yalnızlık neyin nesi o halde?
Bu ıssızlık, bu tenhalık ve bu kırgınlık.

Bu şehirde her gece milyonlarca ışık yanıyor ama hiçbiri benim için değil. Çoğu zaman yaptığım gibi, yine kendimle konuşuyorum ama kendi ıssızlığımda yankılanıyor sesim.
Benden kaçıyor, yine bana sığınıyorum. En kötüsü belki ama en asili bu biliyorum. Kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşıyorum.

Soruyorsun ya bana bazen. Neden bu hüzün? Neden bu melankoli?

Oysa biliyorsun ki; “güneşin battığı yerde gölgeler uzar. ”Ve yine biliyorsun ki; “testide ne varsa dışına o sızar.”

Bazen ne kitaplarım, ne bağlamam, ne kalemim, ne de sırtımı yasladığım katrandan kara geceler bile tartmıyor bu yükü. Gök kubbe üzerime çöküyor sanki. Ben altında bir zerre. Deryada bir damla misali. Boğuluyorum.. Çırpınıyorum.

Hayata, mevsimlere, her şeye ve herkese darılıyorum. Çaresiz dert ortağım sazıma sarılıyorum. Bir o anlıyor beni. Bir o dinliyor. Ve ezgiler kanatlanıyor. Gönlüm Asya’ da bir step. Ve duygular gem vurulmaz deli bir tay şimdi.

Düşünceler, düşler sınır tanımıyor iyi ki. Zaman zaman cebime bir avuç düş tohumu doldurup, yedi başlı ejderha gibi üzerime çöken yalnızlığımla, Oğuzhan atam gibi savaşmayı seviyorum.
Kâh ejderha kollarıyla boğuyor beni kâh ben umut kılıcıyla kesiyorum yalnızlığın azgın kollarını. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı o demdeyim. Ateş yakmıyor beni. Su ıslatmıyor. Güneş her akşam gözlerimde batıyor.

Neredesin ey beklenen?

Geliversen yanıma, güldürsen yüzümü. Cemre gibi düşüversen yüreğime. Saçlarından tutup baharlar getirsen bana.

Neredesin ey özlenen?

Özlemleri özlemekten bitap yüreğime merhem olsan.. Rüzgar olsan, yağmur olsan, tipi, boran, kar olsan. Yeter ki sen olsan?

Neredesin ey sevgili?

Sevdalara sevdalanmış bu bîçarenin emi, sargısı.
Neredesin ey her güzelliğin canlı sergisi?

Biliyorum…

Seni sevmek güneşi tutmak,
Seni sevmek ateşi yutmak,
Uykuları uyutmak seni sevmek,
Seni sevmek notaları avutmak…

Biliyorum..

Seni sevmek hasreti tatmak,
Seni sevmek ölüme yatmak,
Cana can katmak seni sevmek,
Seni sevmek yalnızlığa tüfenk çatmak

Biliyorum…

Seni sevmek iğneyle kuyu kazmak
Seni sevmek hasrete kızmak
Ezberleri bozmak seni sevmek
Seni sevmek suya yazı yazmak.

Sen de bil ki; ismini penceremin buğusuna değil, yüreğime yazdım. Her nefeste sen varsın.

Sen! Sen! Sen!

Hani “Olmasam ne değişirdi?” diye soruyordun ya?

Bil ki, sen olmasaydın, ben olmazdım. Bil ki, sen olmasaydın, hayat olmazdı.
Ben seni Aziz Valentine’ nin kutsadığı 14 Şubatlar için değil, Mevlana’ nın, Yunus’ un enginliğinde bir ömür boyu sevmeye talibim.

Ve bil ki sevda ecesi göz koyduysan yüreğime sen de. Gel al! Avuçlarımda yüreğim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir