ABDULLAH GÜL İLE 12 YIL

Basit bir pazarlama taktiği midir bilinmez ama kitap henüz çıkmadan önce ülke gündemini meşgul etmeye başlamıştı bile. Haliyle çıkar çıkmaz temin edip, okumaya koyuldum. Fazla hacimli bir eser değil o yüzden okumak fazla zamanımı almadı.

Sayın Abdullah GÜL’ün danışmanı, Ahmet SEVER’in kaleme aldığı ABDULLAH GÜL İLE 12 YIL adlı kitaptan söz ediyorum.

Kitabı internetten sipariş etmiştim. Haliyle çıktıktan iki gün sonra elimde oldu. Aslında iyi de oldu. Bu zaman zarfında kitaba dair yapılan haber ve eleştirileri de okuma imkânı buldum. İlgimi çeken şey kitabı hem cemaat ve hem de AKP’ne yakın yazarların eleştirmesiydi.

Cemaate yakın yazarlar tarafından –tabiri caizse- “teşhisleri doğru ama, tedavi konusunda bir adım atmadı” diye eleştiriliyordu GÜL.

AKP’ne yakın yazarlar ve siyasetçiler tarafından ise eleştiri kitap içeriğinden ziyade yazar üzerinden yapılıyordu.

Okuyunca gördüm ki; aslında kitapta cemaatten bahseden fazla bir bölüm yok. Ancak yazar bir bölümde Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün, Fetullah GÜLEN’in siyasi içerikli yazılarını okuduğunda; “Hoca efendi bir din adamı gibi davranmıyor. Sürekli siyaset konuşuyor. Bu kadar siyasete meraklıysan, bir parti kur siyasete gir.” dediğini aktarıyor. Cemaatin eleştirilerinin temelinde sanırım bu cümle yatıyor.

AKP’ne yakın yazarların ve bu partide siyaset yapanların ise eleştirmek için hayli güçlü argümanlarının olduğunu kitabı bitirdiğimde anladım.

Bu cenahtan yapılan eleştirilerin direkt GÜL’e yöneltilmesinden ziyade yazar üzerinden yapılmasını da yine kitabın bir yerinde Abdullah GÜL ile danışmanı Ahmet SEVER arasında geçen diyalog anlamama yardımcı oldu: “Bana saldıramadıklarından, sana saldırıyorlar.”

12 yıl elbette uzun bir süre ve Türkiye açısından nev’i şahsına münhasır özellikleri olan bir dönem. Asker ile olan ilişkiler yahut daha doğru bir ifadeyle gerilimler. Türkiye gündemini halâ meşgul etmeye devam eden gezi olayları ve o dönemde Çankaya’da yaşananlar, köşk-hükümet ilişkileri gibi pek çok konu kitapta akıcı bir üslupla anlatılmış.

Gezi olayları sırasında Cumhurbaşkanı’nın İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’yu araması ve aralarında geçen diyalog, ha keza aynı şekilde gezi olayları sırasında yaralanan ve uzun bir süre koma da kaldıktan sonra vefat eden Berkin Elvan’ın babasını tedavi süreci devam ederken arayarak geçmiş olsun dileklerini iletmesi ve Berkin’in babasının cumhurbaşkanından talebi kitabın en ilgi çekici bölümlerinden.

Bunun yanı sıra o dönemde çok eleştirilen Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü’nün Ahmet KAYA’ya verilmesi, Cumhurbaşkanının Bitlis’in Güroymak ilçesini ziyareti sırasında ilçenin adını eski adıyla yani Norşin olarak kullanması, Halep’te yaşayan ve iki ateş arasında kalan Ermeni’leri gizlice Türkiye’ye getirmek için yaptığı hamle ve Taşnakçıların karşı hamlesi gibi pek çok konu da kitapta yer alıyor.

Bizim televizyon ekranlarında birkaç dakikada dinlediğimiz demeçlerin, üzerinde saatler süren toplantılar ve hatta sert tartışmalardan sonra ortaya çıktığını yahut tam aksine bazen bu toplantılarda komik olayların yaşandığını da yine kitaptan öğreniyoruz.

Yazarın anlattığına göre 2009 yıllarının başında Cumhurbaşkanının konuşmasında “Kürt Sorunu” ifadesini kullanıp kullanmaması gerektiği çok gergin bir toplantıda tartışılmış. Cumhurbaşkanının huzurunda devam eden bu sert tartışmaya ise noktayı kitabın yazarı koymuş. O anları aynen kitaptan aktarıyorum.

“Cumhurbaşkanı’nın önünde tartışmalar uzadıkça uzadı. O önündeki notlara bakarak sessizce dinliyordu. Artık dayanamadım:

-Efendim biraz kaba olacak ama affınıza sığınarak  bir şey anlatmak istiyorum.

Kafasını kaldırdı ve “anlat” dedi.

– Can Yücel 12 Eylül darbesinden sonra bir şiir yazıyor. Şiirde bir g.t lafı geçiyor. Bunu söylediğim anda Cumhurbaşkanı dahil herkesin gözleri fal taşı gibi açıldı. O masada o sözcük nasıl dillendirilirdi. Herhalde çıldırdığımı falan düşünmüşlerdi. Ben şaşkın bakışlar üzerinde konuşmamı sürdürdüm. Askeri savcı bu yüzden dava açıyor. Can Yücel askeri hakimin karşısına çıkarılıyor.

Hakim; “Can Bey şiirinizde niye bu g.t lafını kullandınız, bunun yerine daha kibar bir ifade kullansaydınız.” der. Can Yücel ayağa kalkar, “Hakim Bey bu memlekette g.te g.t denir” karşılığını verir. Biz burada bir saattir neyi tartışıyoruz anlamıyorum.

Bunları anlatırken bir yandan da Cumhurbaşkanı’nın nasıl bir tepki vereceğini kestiremediğimden içim içimi yiyordu.”

Cumhurbaşkanının tepkisini ve döneme dair pek çok olayın iç yüzünü merak ediyorsanız bu kitabı okumalısınız.

Hülasa; kitap aklın süsüdür. Süslenmeye devam.

Visits: 4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir