GÜN DOĞARKEN

İyi bir okuyucu için, bir eseri beklemek sancılı bir süreçtir. Kimi zaman kutlu haberler getirecek bir ulağı beklemek kadar heyecan verici, kimi zaman da bir şairin yüreğinde harmanladığı ancak kalemden dökülmemek için, yaramaz çocuklar misali ayak direyen mısraları beklemesi gibi ıstırap vericidir.

Hele ki bu eser daha önce eşsiz lezzetlerle bezediği gönül sofrasında sizi ağırlayan, yaşantısının her anı, inancının referansı olan bir kaleme aitse beklemek artık sıradan bir eylem olmaktan çoktan çıkmıştır. Beni sadece yazılarımdan tanıyan okuyucularımız abarttığımı düşüneceklerdir şüphesiz. Ancak kitaplara olan özel ilgimi ve hassasiyetimi bilen dostlar sanırım bu “halet-i ruhiyemi” anlamakta güçlük çekmeyeceklerdir.

İşte Yusuf Hoca’mın kaleme aldığı ve iki yıllık titiz bir çalışmanın ürünü olan GÜN DOĞARKEN isimli kitabı bu duygu sarmalı içerisinde adeta bir hastanın dermanını beklediği gibi bekliyordum günlerdir. Nihayet bugün ikindi vakti ulaştı elime. Matbaadan çıkan ilk deneme baskısı.

İki gündür aralıksız yağan ve neredeyse bir metreye ulaşan kar yığınları arasından hızlı adımlarla geçerek güç bela eve ulaştığımda çoktan hava kararmıştı. Sakalıma, saçıma yapışan kar tanecikleri kristalleşmişler, neredeyse kardan adam olmuşum ama umurumda değil. Sırtımı kalorifer peteğine dayayıp bir yandan ısınmaya çalışırken, okumak için sabırsızlandığım kitabın sayfalarına çoktan gömülmüştüm bile.

Henüz 10 yaşında bir çocukken, Erzurum Genç Ülkücüler Teşkilatı’nda BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’ in “Babur kimdir? Bir okuyun, araştırın. Türk’ün azmi, güç ve iradesi onun şahsında nasıl tecelli etmiş bir bakın…” nasihatini emir telakki edip, her türlü güçlüğe rağmen onlarca yıl sonra Baburşah’ı ve “ALTAYLARDAN TUNA’YA TÜRK’ÜN AYAK İZLERİ” ni takip eden Yusuf Hoca’mla beraber Türkistan Coğrafyasında tatlı bir seyahate çıktım.

Babur Bağı’nı dolaştım adım adım. Mezar-ı Şerif’ te Hz. Ali Türbesi’nden O’nunla beraber saf tuttum.

Belh’ te Mevlana’nın ayak izlerini aradım. Hemşehrileriyle tanıştım. Sefaletin kol gezdiği coğrafyada asaletin timsali Türk’lerle kucaklaştım.

Hindikuş Dağları’nda, Saleng Geçidi’nde buz tutmuş gölekten süzülen billur sulara dayayıp ağzımı kana kana su içtim.

Çegan tepesinde, Turan Soylu Yiğit Savaşçı Enver Paşa’ nın şehit düştüğü tepede, Yusuf Hoca’mla saf tuttum, Babo Beyan’la gözyaşlarımı yüreğime akıttım..

Zaman zaman hayatın hakikatlerini bir tokat gibi hissettim yüreğimde. Yusuf Hocam’ın “Hindikuş Dağları’ndan Bayrak sevdalılarına selam olsun” mesajını geçtiği Şehit Binbaşı Zafer KILIÇ’ ı Fatihalar’ la yâd ederken, aynı gün bana da gönderdiği ve kutsal bir emanet gibi halen sakladığım aynı mesaja bir kez daha baktım telefonumdan. Bizi de kâmil şehitler kervanına katması için yakardım Allah’a:

“Ya Mûntakim Allah!.. Bizi intikamına memur eyle…”

Ve hiç yanımdan ayırmadığım, Hoca’mın Çegan Tepesi’nden getirdiği, şehit kanlarıyla sulanmış o mübarek toprakları öptüm bir kez daha. Islattım gözyaşlarımla. Allah’ıma bir kez daha Hamd-ü Senalar ettim beni Türk yarattığı için.

Şu an saat 02.32..

Tıpkı yazarın önceki kitaplarında olduğu gibi, bunu da bitirmeden bırakamadım elimden. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, bu kitap tam bir yürek taşkını. Aşkla yazılan bu eseri aşkla okumak, özümsemek, yudumlamak gerekir diye düşünüyorum.

Yüreğimde ılık bir meltem esintisi ve karşı konulmaz bir coşku var. Kirpiklerim dumanlanmış ama gülümsüyorum. Gezdiğim coğrafyanın etkisinden midir nedir, Şeyh Galib’in ölümsüz dizeleri dökülüveriyor dudaklarımdan:

Âh mine’l-aşk ve hâlâtihî
Ahraka kalbî bi-harârâtihî

Ve yüreğimle imzalıyorum: “Sevda’nın yolunda hayatın ne önemi vardır!…”

Not: Bu yazı GÜN DOĞARKEN eserinin okuyucusuyla buluştuğu gün kaleme alınmıştır.

Visits: 4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir