5. TİM

Aşağıda okuyacağınız bölüm Abdullah AĞAR’ ın Otopsi Yayınlarından çıkan, “5.TİM/GÜNEŞ DOĞSUN İSTERİZ” adlı eserinden alınmıştır. Abdullah AĞAR; 1967 Ankara doğumludur. Kara Harp Okulu Mezunudur. Bestler’den Gabar’a, Azerbaycan’dan Brüksel’e, Paris’ten Cudi Dağı’na ve Kuzey Irak’a uzanan 6 yıl sonunda belinden aldığı 3 kurşun ile malulen emekli olmuş bir gazidir. Hatıralarını yazdığı eser hakkında söyleyebileceğim tek şey, TÜRK İSENİZ MUTLAKA EN AZ BİR KEZ OKUYUN!..

Bizler taktik gereği neredeyse bütün gece ve ertesi gün akşama kadar yürümüştük. Ve geçtiğimiz dereleri sanki içerek bitirmeye çalışmıştık. Akşam üzeri yürüyüş sona erdiğinde takati kalmamış eratın, komando andını söylerken bitkinliğin kabuğunu nasılda kırdığına şahit olmuştum. Bu şehadet hem milletin bu evlatlarının nasıl bir ruhu olduğuna hem de bu milletin evlatlarında nasıl bir ruh olduğunaydı. En az antta ki kadar uyanmaya, uyandırılmaya muhtaçtı bu ruh. Ve ruh, candı. Ve nasıl bir can vardı bu askerde? Nasıl bir cânân?

Bu ant kimilerine çok basit gelebilir. Belki de çoğu kişi ne olduğunu, nasıl bir mana taşıdığını anlamayabilir. Hatta hazır kışlasında, sıradan bir zamanda söylense etkisi bu kadar kalıcı olmazdı. Ama o gün, gönülden gelen ses; kavuran fedakarlıkta ve tahditle bilek güreşi tutmuş kaskerlerin, kurumuş, kurudukça toz yutmuş, toz yuttukça yutkunmayı unutmuş boğazlarından, haykırışa dönüşmüştü. Sanki o gün, o and askerin, o asker de Türk Milletinin kim olduğunu bana anlatmıştı. Sadece bana mı? Bence, bunu bütün kainata anlatmıştı.

Sesi gür çıkan bir subay, taburun orta karşısında ileri çıktı ve “Komando andı için tören rahat” diye gürledi. Bütün timler karargah bölüğü ve bölük karargahları “tören rahat”a geçtiler. Tüfeklerini ellerinin vardığı en uca ittiler, diğer ellerini yumruk yapıp bel kemiklerine dayadılar, göğüslerini şişirdiler. Kıstıkları gözleriyle bıçak gibi ileriye baktılar. Gabar üstüne batmaya giden güneş alınlarından akan terde pırıp pırıl parlıyordu. Komutanın dediğini diyebilecekleri en yüksek sesle tekrarlamaya başladılar:

“Korku nedir bilmeyiz” Dört yüz asker hep bir ağızdan top gibi gürledi. “Korku nedir bilmeyiz…” Doağlar inledi; Cudi, Namaz Dağı, Elmalı Tepe inledi. Sonra devam ettiler:

“Biz dağların erleri
Baş döndüren yerlere..
Ben Türk Komandosuyum..
Seni çelik pençemle ezerim..
Heryerde ben varım…
Karada
Havada
Denizde
Yatakta
Çatakta
Batakta
Hakkari’de
Şırnak’ta
Cudi’ de
Gabar’ da
Dedeören’ de
Milli’ de
Her zaman ve her yerde”

Bundan sonra komutanın dediğini demediler. Dediğine karşılık vermeye başladılar:
– Kim?
– Komando!
– Kimmm?
– Komandoo!…

Komutanları onların “Komando” deyişlerini beğenmezcesine tekrar tekrar soruyordu;
– Kimmm? Aslında askerlerin üzerine gidiyordu. Onları tahrik ediyordu. İstiyordu ki, ses ağızdan değil, yürekten çıksın… Son bir kez daha sordu:
– Kimmmmm? Ve en güçlü karşılığı verdiler..
– Komandooooooo!…

İşte bu ses gırtlaktan geldi. Aslında boğuk ve yoğun, yürekten gelen bir sesti. Komandoluk yürekten gelmeyen sesi kabul etmezdi. Onların komandoluğunu kabul etmemiş gözüken komutan bu kez tekrar seslendi:

– Olamazsınız !.. Bunu diyen komutandı. Komutana karşı gelinmezdi. Buna rağmen içlerindeki dehşeti, kabul etmeyişi ve yiğitliği hep bir ağızdan ; “Yaahhh” diye ciğerlerindeki bütün nefesi boşalttılar. Komutan zaten bunu istiyordu. Ama bununla yetinmedi. O istiyordu ki; onlar kendi kendilerine sahip çıksınlar. Bir daha yineledi:

– Olamazsınız !…
– Yaahhhhh !..
– Olamazsınız !..
– Yahhhhh!….

İşte burası gönüldeki öfkenin cesaret olup, haykırışa dönüştüğü yerdi. Bir asker ilk önce kendini kendi komutanı kabul etsin isterdi. İşte o zaman o komutanı gönlüne koyar, o gönülle arşa doğru yola çıkardı. Adet buydu. O adete, bizden olan herkes uyardı. Komutan da, asker de komandoluğunu dile dökmüştü. Komutan bir kez daha seslendi:

– Komandolar… cevap verdiler:
– Allahhhh!…. komutanları tekrar seslendi…
– Komandolar !…
– Allahhhh !…
– Komandolar !…
– Allahhhhhh !…. son karşılık son perdeden olmuştu. Bu sanki askerin yüreğinin gücü, Yaradana seslenişiydi. Ve artık komutan dedi ki:

– Allah korusun !.. “sağ ol” demediler. Belki sadece burada sağol demezdiler. Duyulan belli belirsiz bir “Amin” oldu.. Bu sesleniş, dağlara, düşmanlara değil, yüreğimize sızan Allah’ımızaydı. Ve O bizim sesimizi her zaman duyardı..

Namaz Dağı’ndaki meşe, Milli Karakolu’nun taş duvarı, Elmali Tepe’de ki çakal bile memnundu. Onların kendi lisanlarıyla yaptıkları anışı, Türk Askeri, insan olma şerefiyle cihana haykırıyordu.. Bu işten sadece karşı taraftakiler memnun değildi….

Visits: 4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir