SAVAŞÇININ DOKUZ İLKESİ

“İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır” diye güzel bir söz var. Ben bu sözün kitaplar için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Güzel bir kapak tasarımı ve iyi seçilmiş bir isim sanırım kitap okumayı seven herkes için karşı konulmaz bir cazibedir.

İnsanlar çoğunlukla hediyeden ziyade ambalajına odaklanırlar. Arzu edilen ve beklenen elbette ikisinin de harika olmasıdır. Daha açık bir ifadeyle kitap okumayı seven birisi olarak, kitaptan beklentim tamamı ile yani hem kapak, hem baskı ve hem de içerik olarak doyurucu olmasıdır. Maalesef günümüzde bu tarz kitaplara rastlamak neredeyse imkansız. Çoğu, açık kaynaklardan özensiz bir şekilde derlenen ve genellikle profesyonel bir editörün elinden geçmeyen yazılar, müthiş bir kapak tasarımıyla okuyucuya sunuluyor. İşin tuhafı bu kitaplar çok satıyor. Bazen insanların kitapları okumak için değil, duvarlarını süslemek için aldıklarını düşündürüyor bu durum bana.

Çıkışından sosyal medya sayesinde haberdar olduğum Mete AKSOY’un kaleme aldığı SAVAŞÇININ DOKUZ İLKESİ tasarımı ve içeriğiyle “İşte bu!” diyeceğimiz tarzda bir eser. Zira her biri işinde ehil insanların mutfağından çıkmış. Kapak üzerindeki Truva atı kitapta bizi bekleyen sürprizlerin habercisi gibi. Kimileri eleştirse de kitabın adının dikey yazılımı benim gibi sıradan şeylerden hoşlanmayanlar için ilgi çekici. Tıpkı arka kapak açıklamalarının konumu gibi…

İtiraf etmem gerekirse kitabın adını gördüğümde klasik kişisel gelişim kitaplarından biri olduğunu düşünmüştüm. O yüzden okumaya pek hevesli başladığım söylenemez.

Henüz ilk sayfada yer alan “Savaştan korkma ama davet de etme!” sözü bana şair ve hekim Abdülhak Molla’nın bundan 150 yıl öncesinden adeta bugüne seslenen ve Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de 1 Mart 1922 tarihinde meclis kürsüsünden okuduğu o beytini getirdi hatırıma;

Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;
Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh…

Yani, “Şayet barış istiyorsan, savaşa hazır ol!”

Yazar, tarihte zaferle sonuçlanan savaşları incelemek suretiyle tespit edilen 9 prensibi, askeri ve tarih okumalarından çıkardığı kurallarla bir sistematiğe oturtup örneklerle zenginleştirerek okuyucuya sunmuş.

Savaş deyince aklınıza harp meydanları gelmesin sadece. Zira kitapta anlatılan prensip ve kuralları okuduğunuzda önemli bir kısmını günlük hayatınızda, iş ve sosyal ilişkilerinizde zaten kullandığınızı fark edeceksiniz. Kitapta verilen örneklerin hem tarihten ve hem de iş dünyasından olması bu prensiplerin hayatın her alanında uygulanabilecek gerçeklikte olduğunun göstergesi.

Zaten satış grafiği yani 13 günde ilk baskısının tükenmesi kitabın en büyük referansı. Demek ki; bu prensipler işe yarıyor. J

Yazarın kalemini çok sevdim. Zira kitabın dili çok akıcı, adeta konuşur gibi yazmış.

Sizi bilmem ama kitap okurken karşılaştığım baskı hataları okuma şevkimi etkiler. Eğer kitap beni çok içine almamışsa ve üstüne bir de bu tarz hatalarla karşılaşırsam genelde bitirmekte zorlanırım. Oldukça hacimli sayılabilecek eserde bu tarz hataların olmayışını kitabın iç kapağında yer alan isimler açıklıyor;

Genel yayın yönetmeni; Oğuzhan Murat ÖZTÜRK, editör; Göktürk Ömer ÇAKIR.

Kitaba dair çok şey yazılabilir elbet. Ancak filmin sonunu söyleyen kötü arkadaş olmak istemiyorum.

Alın okuyun arkadaş!

Visits: 44

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir