"Enter"a basıp içeriğe geçin

SAYGI DÜZENİN ANAHTARIDIR

Ne güzel söylemiş eskiler; “Ana babanı sayarsan oğlundan da saygı görürsün. Saygı ve sevginin bir arada olduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez.”

Türk Dil Kurumu sözlüğünde “saygı” kelimesinin karşısında “Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram” ve “Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu” yazıyor.

Hem bireyler, hem de toplumlar için vazgeçilmez, olmazsa olmaz bir erdemdir saygı kavramı. Saygı ve sevgiyle yoğrulmamış bir topluluk asla millet olma şuuruna eremez. Milletin harcı, pekiştiricisidir saygı ve sevgi.

“Sevgide serbestlik, saygıda mecburiyet vardır” sözünü mutlaka işitmişsinizdir. Aslında toplum düzeninin anahtarı bu cümlede g/izlidir. Basit, yalın ve net bir gerçek. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz belki ama birlikte yaşamak durumunda isek kesinlikle saygı duymak, saygı göstermek mecburiyetindeyiz.

Adına modern hayat dediğimiz keşmekeş, tüm güzel hasletlerimiz gibi “saygı” kavramını da alıp götürüyor.

Hemen her gün gazetelerde ve televizyonların ana haber bültenlerinde rastladığımız “Yuh artık!” dedirtecek türden haberler, bu erozyonun en büyük göstergesi aslında.

“Niye yan baktın?”

“Neden omuz attın?”

“Neden yol vermedin?” vb. sudan sebeplerle kavga ediyor ve hatta katil oluyor insanlar.

Daha inanılmazları da var tabi.

Yemeğin tuzunu az bulduğu için eşini bıçaklayan öküzler, asker uğurlamalarında, düğünlerde cadde ortasında drift yapan, ellerindeki tabancalarla ulu orta şehrin göbeğinde ateş edenler, otoparklarda enlemesine üç araçlık yere park edenler, toplu taşıma araçlarında yayılarak iki kişilik yere oturanlar vs vs.

Geçmişte evleri dahi komşusunun güneşini kesmeyecek şekilde inşa eden bir millet iken, şimdi komşunun bahçesine balkondan çöp poşeti fırlatıyoruz, ikaz ederse kurşun atıyoruz.

Üniversitelerin çoğaldığı, kitle iletişim araçlarının çeşitlenerek arttığı bir devirde insan ilişkilerinin ters orantıda zayıflaması zahiren bakıldığında size de tezat gibi görünmüyor mu?

Anadolu’nun en ücra köşelerinde dahi hangi kapıyı çalsanız “Tanrı Misafiri” olarak en güzel şekilde ağırlanırsınız, peki ya metropollerde yaşayan insanların kaçı oturduğu binadaki komşusunu tanıyordur?

Bir adım ileri gidelim, İstanbul’un göbeğinde yol ortasına düşüp bayılsanız ilgilenen olur mu?

Kim ne derse desin; üniversiteler çoğaldıkça niteliğini yitiriyor ve kaliteli insan yetiştiremiyoruz artık. Ha keza kitle iletişim araçları çoğaldıkça insani ilişkilerimiz zayıflıyor ve kendimize ördüğümüz sanal duvarların dışına çıkamıyoruz çoğu zaman. Artık; soframızı değil, fotoğrafını paylaşıyoruz. Bir zamanlar ekmek arası helva ile kapıları çalarak dağıttığımız düğün davetiyelerini –Anadolu’nun pek çok yerinde bu gelenek halen yaşatılmaktadır- artık WhatsApp’tan gönderiyoruz.

Başsağlığı, taziye, bayram, kandil, cuma gibi özel gün ve gecelerde GSM şebekeleri hizmet vermesin, kimseyi ne arar ne sorarız.

Yalan mı?

Ölüm döşeğinde ana babasıyla öz çekim yapıp paylaşan evlat gördü bu gözler.

Tüm bunları yazmama sebep aslında dün yaşadığım ve belki de size oldukça basit gelebilecek bir olay. Geçen hafta baklavacı iki magandanın trafikte kendilerine yol vermeyen araca ve içindekilere yaptıklarını hatırlıyor olmalısınız. Hah işte ona benzer bir maceramız oldu.

Trafiğin yoğun olmadığı ancak ana caddeye bağlandığı için hız yapmanın da mümkün olmadığı tatlı bir dönemeçte yaya geçidinden geçmeye çalışırken, yaklaşık 30 metre ilerimizde bizi gören sürücü hız kesmek yerine gazlayarak aracı üstümüze sürdü. Göz ucuyla araca baktığımda arka koltukta oturan bir hanımefendi ve kız çocuğu gözüme çarptığı için hiç oralı bile olmadım. Ancak şahıs aracı durdurarak bir de bizi fırçalamaya başlayınca yanımdaki arkadaş haliyle tepki verdi. Tepki dediysem küfür falan değil, “N’oluyor?” babından kısa bir serzeniş. Baktım olay büyüyecek, arkadaşa beklemesini ve susmasını söyleyip sürücünün yanına gittim. Adamın ilk söylediği şey; “Arabada eşim ve çocuğum var” oldu.

Be güzel kardeşim; bunu gördüğümüz için yüzde yüz hatalı olduğun halde sesimizi bile yükseltmedik, duymazdan geldik. Bizden saygı beklediğin eşin ve çocuğuna acaba senin saygın var mı?

Bize öğretilen araçta ya da başka bir ortamda karşımızdaki şahsın yanında ailesi varsa tartışılmaz “eyvallah” denilir ve geçilir. Ama aynı şekilde yanında ailesi olan şahsın da tartışmadan uzak kalmaya çalışması gerekmez mi?

Demem o ki; madalyonun bir de bu yüzü var. Haberleri görünce haklı olarak “Ne olursa olsun eşi ve çocuklarının yanında bir insana bu yapılmaz” diyoruz ama acaba biraz da “Ne olursa olsun eşi ve çocuğunun yanında insan bunu yapmaz” demeli miyiz diye de düşünmeden edemedim dün.

Kulakları çınlasın “En büyük delikanlılık, efendilik” der hep babam. Efendilik için de son sınav insanlara saygıda kusur etmemektir.

Zira; saygı düzenin anahtarıdır.

Meramımız budur, sürç-ü lisan ettikse affola.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir