"Enter"a basıp içeriğe geçin

KİTAP AKLIN SÜSÜDÜR

90’lı yılların ortalarıydı. İstanbul’a yeni gelmiştim. O konferans senin, bu seminer benim geziyor, dolaşıyor tabiri caizse arı misali her çiçeğe konmaya çalışıyordum. Tabi konserleri de kaçırmıyordum.

Sanırım 3 Mayıs etkinliğiydi. Sarıyer Ülkü Ocağı (o zamanki adıyla Bizim Ocak) bir piknik tertip etmişti. Hava yağmurlu olmasına rağmen coşkulu bir kalabalık vardı ve harika bir gün geçirmiştim.Bir sonraki hafta ise Türk Ocağı’nın bahçesinde kitap fuarı düzenleneceğini biliyordum. Fuar dediysem fazla büyütmeyin gözünüzde. Milliyetçi birkaç yayınevinin açacağı küçük stantlardan ibaretti. Ama o günün şartlarında benim gibi kitap kurdu birisi için yine de heyecan verici bir etkinlikti bu.

Sarıyer’deki müthiş kalabalığın bende bıraktığı etkiyle olsa gerek, fuarın açılış günü sabah erken saatlerde yola koyuldum. Niyetim kalabalık olmadan stantları rahat rahat gezip dolaşmaktı. O heyecanla Çemberlitaş’a ulaştım. Hızlı adımlarla bahçeye attım kendimi. Şükürler olsun stant açan yayınevlerinin görevlilerinden başka kimsecikler yoktu henüz. Selamlaşıp ayaküstü merhabalaşma faslından sonra stantları rahat rahat dolaştım, alacağım kitapları aldım. O efsundan sıyrılınca bir tuhaflık olduğunu fark ettim. Neredeyse öğle vakti olmuştu ama bir iki kişi dışında halâ gelen giden yoktu. Sanki fuarın tek müşterisi bendim. İnanın abartmıyorum o gün akşama kadar orada kaldım ve ziyaretçi sayısı iyimser bir tahminle 100-150 kişiyi geçmemiştir.

Konser salonlarını, piknik alanlarını dolduran o coşkulu kitlenin okuma konusundaki bu isteksizliği aslında bugünlerimizin habercisi gibiydi. Aklıma Ozan Arif’in dizeleri geldi;

Kızmamak lazım gardaş gerçeklere kızmamak, Marifet yapmak amma yaparken de bozmamak, Bir eksik de şu bence: Okumamak yazmamak

Ülkücü davasını yaşamalı bilmeli İktidara gelirse hak ederek gelmeli….

Okuyan az yazan az acı ama biz buyuz, Okumazsak arkadaş muvaffak olur muyuz? Üstelik ‘oku’ diyen bir dinin mensubuyuz

Ülkücü davasını yaşamalı bilmeli İktidara gelirse hak ederek gelmeli…

Zira bizim cephede değişen bir şey yok. Hâlâ okumuyoruz, en iyi slogan atanın, en uzun bıyık bırakanın en iyi Ülkücü olduğunu zannediyoruz.

Geçenlerde cennet mekan Ali Bülent ORKAN’ın şehadet yıldönümünde bir anma mesajı yayınlamıştım. Şehit ağabeyimizi rahmet ve minnetle anarken elbette o kara günlerin mimarı Kenan Evren’i de lanetle yâd etmiştim. Genç bir kardeşimiz paylaşımın altına; “Ali Bülent Orkan ağabeyi rahmetle anıyorum ama Kenan Evren’i neden lanetlediğinizi anlamıyorum. O tam zamanında darbe yaptı…”  diye yorum yapmış. Kızayım mı, üzüleyim mi, güleyim mi bilemedim. Aslına bakarsanız anlatmaya çalıştığım şey tam olarak bu.

Üstelik onca iyi niyetli ve samimi gayrete rağmen bu tablo asla değişmiyor. Hâlâ tirajı yüksek bir gazetemiz, onbinlere ulaşan sağlam bir dergimiz -istisnalar kaideyi bozmaz- toplumun her kesimi tarafından kabul gören, gündem belirleyici makaleler yazan bir gazetecimiz, yazarımız, yayınevimiz kütüphanemiz yok. Olanların da kıymetini bilmiyoruz.

Sayın desem kaç tane yazar, kaç tane yayınevi sayabilirsiniz Allah aşkına? Bir elin parmaklarını geçer mi? İşte böyle karanlık bir tabloda mücadele veren, inatla okuma, yazma aşkından vazgeçmeyen savaşçılar da var. Onları çölün ortasında tarım yapmaya çalışan bahtsızlara benzetiyorum bazen.

Bunlardan birisi de BİLGEOĞUZ YAYINEVİ. Tam 19 yıldır inatla var olma mücadelesi veriyor. Bir gazi kardeşi, bir şehit ağabeyi kendi de Taş medreselerde ömür çürütmüş bir Yusufiyeli Oğuzhan ağabey var gücüyle üretmeye devam ediyor. Ve bunu aşkla yapıyor. Yakinen tanıdığım için söylüyorum kitap sevdası için harcadığı mesai ve enerjinin üçte birini ticaretin herhangi bir alanında sarf etse sanırım şimdi ülkenin vergi rekortmenlerinden olabilirdi.

Hani bir söz var ya “Ben lafa değil icraata bakarım…” derler. Beylik laflar, tumturaklı cümleler kuranların etrafında kümelenmeyi bırakıp okumadıkça,  akıllı (!) telefonlar başında geçirdiğimiz zamanın hiç olmazsa onda birini kitap okumak için ayırmadıkça bizden ne köy olur ne kasaba.

“Vakit bulamıyorum, boş vaktim yok, kitap çok pahalı” gibi bahanelerin ardına sığınmaktan vazgeçelim artık. Bir paket sigaraya 10 lira verebiliyorsanız, kitaba ayıracak bütçeniz fazlasıyla vardır, olmalıdır. Kitap boş zamanlarınızı doldurmak için kullanacağınız bir eğlence aracı değil, okumak ekmek gibi, su gibi hayati bir ihtiyaçtır.

Eşinize, dostunuza ve hatta zaman zaman kendinize hediyeler alın. Ve bunu yaparken unutmayın en iyi hediye kitaptır; zira kitap defalarca açılabilen bir hediyedir.

Vesselam.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir