"Enter"a basıp içeriğe geçin

İYİ Kİ YÂRSIN

Last updated on Ekim 27, 2020

Katrandan kara geceler kapaklanınca üzerime ve o zalim yalnızlık kanlım gibi tutunca yakamdan çaresiz sığınıyordum içime.

Ben bana tutsak, ben bana hücre.

Acılarla yoğrulmuş yüreğime merhem olmuyordu türküler. Ne bağlamamla yaptığım hasbihal, ne okumaya çalıştığım o eski kitabın sarı sayfaları ve ne de amaçsız yürüyüşler dindirmiyordu gönül sızımı.

Aklıma bile gelmiyordu yazmak. Sanki vefasız bir sevgiliymiş ve yüreğimi kanatan onun vefasızlığıymış gibi çoktan dönmüştüm sırtımı kalemime. Oysa yazmak yaşamakla eşdeğerdi benim için.Yaşamaksa bunun adı öylece yaşayıp gidiyordum. Aslında sadece nefes alıp veriyordum. Ateşe düşmüş bir gül yaprağı gibi, usul usul eriyordum. Ne kapımı çalan, ne halimi soran vardı. Ve ne kapısını çaldığım, ne halini sorduğum biri..

Günler arasına karbon kağıdı koymuş gibi tekdüze ve boğucuydu. Her yeni gün, bir önceki günün aynıydı. Bir şeyler eksikti besbelli. Ama bunun ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum, adlandıramıyordum.

Hani şair diyor ya: “Ne tuhaf bilmece / Ne gündüz biter, ne gece..”

Tam da böylesi bir demdeydim..

Kör kütük yorgundum.. Zil zurna bitkin…

Labirentlerle örülü bir mağarada kaybolmuştum sanki. Işığa ulaşmaya ne isteğim, ne de gücüm vardı. Hayatıma tek renk hakimdi: Siyah…

Suya hasret kurak bir toprak gibiydim. Çatlamış dudaklarım ve çoraklaşmış yüreğimle bir çölden farksızdım. Umutsuz, çaresiz.

İşte böyle bir zamanda çıkageldin sen. Cemil Meriç’ in dediği gibi “Kristoph Colomb’ un karşısına Amerika’ yı çıkaran Allah, benim de karşıma seni çıkardı.” Ve öyle bir anda geldin ki, vazgeçmem mümkün değildi.

Ve sen…

Ben, damlaya razıydım.

Sen yağmur olup yağdın sağanak sağanak. Kurak topraklara diktiğim umut fidanıma “Bengisu” oldun. Ben sana varayım derken, sen bende çoktan kayboldun. Ben sen oldum…

Ben, kandile razıydım.

Sen güneşim oldun. Hüzme hüzme yüreğime doldun. Avuçlarında “ışığı” getirdin bana. O yüzden sana hep “beyaz ışığım” dedim.

Bil ki; sen ne kadar bensen, ben de o kadar senim..

Ben, yeşile razıydım.

Sen gökkuşağının tüm renklerini getirdin bana. Söyle meleğim, ben daha ne diyeyim sana ?

Hani soruyorsun ya “Olmasaydım ne değişirdi?” diye..

Bil ki sevdiceğim,
Sen olmasaydın
Ben de olmazdım
Türkü türkü
Gönüllere dolmazdım
Ne şiir yazar,
Ne kitap okurdum
Ne de sevdamı
Gecelere dokurdum
Seninle varım,
Senin için varım
Yüreğinle seslen sen
Yüreğimle duyarım
Ve biliyorum ki
Seslensem gurbetten
Sıladan duyarsın
Ne diyeyim can..
İyi ki varsın…
İyi ki varsın…
İyi ki varsın…

2 Yorum

  1. U/mut U/mut

    Doğalı beri hüzün kokusuyla yoğuruldum. Varlıkla yokluk arasında kayboldum. Bildim bileli sorguladım, neydi bu yeryüzündeki sebebim?
    Çocuk yanlarım hırpalanmış , çırptıkça parçalanmış. Büyüdükçe desenleri silinen bir kilim gibi eskiyen. Her darbede ruhum derinleşmiş,özüm kalmış geriye.. Öz ki derya gibi taşkınlarla beslenmiş, uçsuz bucaksız ve gittikçe büyüyen.
    Kırk yıl dört duvara zimmetli, o zindan başkasına, daha karanlığa gömülmüş.. Sığındığım tek liman,yeri göğü yaradan. Dedi ,kalk ayağa , düş yola!
    Ben doğalı çok olmadı,geldim yeniden kirlenmiş ruhların arasına. Başladı yolculuğum,fırtına,kasırga, depremle .. Tutundum kendime , düşmedim. Gün geçmedi durulmuş,hep azgın suda savrulmuş.
    Bir anlam hüzmesi, bir dingin su , sardı beni birden.
    Şakındım. Ürkmüş;yüreğimin sesinden, bilinmeyenin ürpertisinden. Bilmediğim bir pencere,aydınlık mı ne gece.. Uçsuz bucaksız bir gökyüzü,bulduğum anlam deryası!Varlığın anlamı buymuş!
    Sevinç çığlıklarım doldurunca suskun yüreğimi, korkarak yürümeye başladım. Hiç göredim ki, bilmediğim bir duygu,sardı bütün benliğimi. Sonra ürkünce ben, uzaklaştı demeden. Bekledim , bilmediğim bir karanlık,ıssız yerde. Nereden geldiğini bilmediğim o ses, konuştu sustuklarımı. Anlattığı hep bendim sanki. Aydınlandı demek ki dünya. Ben aslında görmüyormuşum karanlıkta. Gel ,dedim;geleceğim, dedi. Ne geldi, ne gidebildim.. Ama doldurdu hep sesiyle o karanlığı.
    Bende o dinmeyen boran, bir fırtına ki sorma. Soluk aldırmıyor. Yine de aklımdan bir an çıkmıyor. Ben el ettim kaç kere, o sustu. Bir taş olsa sorardı, nicedidir halin. Boğuldum kendi dünyamda,bir solukluk doğmadı.Ben sitem etmedim yine de. İnsan kızmamaz ki yâr dediğine. Ama yürek bu , havadan nem kapsa inciniyor.
    O çığlık çığlık haykırdı, yüreğim hiç böyle mut dolmamıştı. Ben boğuşurken boranla, karla ,umut doldum rüzgârıyla da diyemedim , sustum acıyla. Belki utandım biraz,biraz nefessiz kaldığımdan o borandan.
    Bir kalem ki kılıçtan keskin. Vurdu boynumu , yargısız infaz! Bu muydu benim mabedim,kutsalım?
    Soluk bile almadan kesti soluğumu. Vurdu kaçtı işte, hoyratça.. Yüreğimi söküp gotürdü avuçlarında.
    Deli gibiyim şimdi.. Gözlerimi söktüler , nereye gidiyorum bilmiyorum, Kulak zarım patlamış son sözlerden; ses var mı duymuyorum. Sustu evren, başıma yıkıldı koca gök… Beden denen kabirde, kayıp gibiyim.

    Deli gibiyim bu sessizlikte, bir meczup…

    Oysa ” Yâr “demedim ben kimseye… Ey kasıp kavurup , üstünden geçtiğin gönlümdeki YÂR!
    Sen sussan da yazacağım, kuyuya atsan da yazacağım. O söktüğün,elindeki yürek yakacak ellerini. Sen oldu artık , kaçacak delik yok!
    Varsan eğer gerçekten, ,bil ki ben o kuyudayım,ittiğin. Zaten yoksan , varlığım sende sürdürsün hiçliğimi.. Senin olsun kalan tüm soluklarım…

  2. U/mut U/mut

    Yazılan yorumlar denetimden geçip de mi yayınlanıyor?
    Gönderdiğim yorumlar görünmüyor . Boşa gitmesine üzüldüm. Önemliydi yazdıklarım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir