"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ay: Ekim 2020

HEY ON BEŞLİ ON BEŞLİ

Hey on beşli on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi on yediye

Çanakkale Cephesi, sanki bir ölüm değirmeni gibiydi; tükettiği insanlar haddi hesabı aşmasına ve İngiliz generali Aspinall-Oglander’in “Gelibolu’daki kanlı muharebeler, Türk ordusunun çiçeğini bitirmiştir,” tespitinde ifadesini bulan -gerçekten de İngilizler şehit olan gençlerimizi, “çiçeğin tomurcuğu” ve “vakti gelmeden solan gül goncası”na benzetiyorlardı- koskoca bir eğitimli genç nesli yutmasına rağmen bir türlü doymak bilmiyordu.

SEHPALARDA KALDI YÜREĞİM

Bazen z/amansız bir sızı gelir çöreklenir yüreğimin orta yerine. Henüz hayatlarının baharında suçsuz, günahsız sırf denge kurulsun diye “bir sağdan, bir soldan” zulmün sehpalarına yollanan gencecik fidanlar gelir hatırıma.

Büyük bir iman ve metanetle ayaklarının altında duran iskemleyi kendi tekmeleriyle yıkan yiğitler, telkin için gelen imamın gördüğü teslimiyet karşısında iman tazelediği yiğitler.

CEMAL SÜREYYA NASIL “SÜREYA” OLDU

Öyle ya Twitter, Facebook olmasaydı 15-16 yaşındaki gençler nereden bileceklerdi Cemal Süreya’yı, Sezai Karakoç’u, Cahit Zarifoğlu’nu, Oğuz Atay’ı ve diğerlerini.

Aforizmalar havada uçuşuyor, günlük hayatta dahi gençlerin ağzında şair sözleri. Belki de resmini bile görmediler bu şairlerin, yaşantılarına yahut eserlerine dair en küçük bir fikirleri bile yok belki. Ama sözleri dillerde pelesenk. Sosyal medyada aforizmaları, şiirleri, sözleri en çok paylaşılan şairlerden biri Cemal Süreya. Nereden geldi aklıma bilmiyorum ama bugün size Cemal Süreyya’nın nasıl Cemal SÜREYA olduğunu yazmak istedim.

Bu konuyla ilgili iki rivayet var, hangisi doğru bilmem o yüzden ikisini de yazacağım.

BU CENNETTE AÇMIŞIM GÖZÜMÜ

Sizin gördüğünüz yıkılmaya yüz tutmuş eski bir köy evi olsa da bu evin benim için anlamı çok daha farklı ve büyük. Zira bu evde açmışım dünyaya gözlerimi.

Annemden duyduğum kadarıyla “çaydan yan ki odada” doğmuşum. Şaşırtmasın bu tabir sizi. Evin arkasında o zamanlar bir küçük bir dere yani çay varmış. O yüzden arka tarafa düşen o karanlık odanın ev ahalisi içindeki adı buymuş. Ne var ki ben bu çayı hiçbir zaman görmedim.

ŞEHİTLER SERDARI BİNBAŞI ZAFER KILIÇ

Zaman su gibi akıyor hakikaten. Tam 12 yıl önceydi. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Uykuya direnerek elimdeki kitaba odaklanmaya çalışıyordum ki, telefonun sesiyle irkildim. Arayan Yusuf Hocamdı.

Telefonu açar açmaz; “Canım gitti…” deyince yüreğimin orta yerine koca bir ateş düştü. Kısa bir süre sessizlik olunca –bana asır gibi gelmişti- aklıma Kerkük’ten ilk gelen isimleri saydım. Zira o aralar Kerkük faaliyetleri vardı ve hafızam beni yanıltmıyorsa Hocam Kerkük’ten henüz dönmüştü. Hocamın üzüntüsü sesinden anlaşılıyordu; “Yok can..” dedi… “Zafer, Zafer’im gitti.”

AŞK KALEME DEĞİNCE

Zaman içerisinde dost diyerek yüreğimi paylaştıklarımın bana dönen namlularını gördüğüm gün, insanlara bir şeyler anlatmayı bıraktım. İşte o günden beri bağlamamla yahut kalemimle dertleşiyorum. Fiyakalı adıyla bir çeşit terapi bu benim için. Yazmak dinginleştiriyor, rahatlatıyor beni. Tabiri câizse yazarak y/aşıyorum.

Bu kitap kendime yolculuğumdan ibaret derken anlatmak istediğim şey tam olarak bu. Uzun zamandır sosyal mecralarda yazdıklarımı paylaşıyorum. Ve bu mecralarda yüzünü hiç görmediğim, sesini hiç duymadığım onlarca arkadaş edindim. Hatırı sayılır bir takipçi kitlem olduğunu da söyleyebilirim.

AHDE VEFA İMANDANDIR

“Ahde vefa imandandır.” sözünü gönül dünyamıza nakış nakış işleyen, Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanlarından merhum Ali Metin TOKDEMİR’i vefatının yıldönümünde YouTube kanalımda bir video ile yâd etmiştim. 3 ay kadar önce videonun altına yazılan bir yorum dikkatimi çekti.

Kazakistan’tan yazan bir gönüldaşımız; “1993-1995 yılları içerisinde, Metin abi bizlere, şahsen bana sahip çıkan abilerden biriydi. Halen çok iyi hatırlıyorum bana verdiği nashatlarını. Eğer bu abiyim 1993 – 1995 yıllardaki video veya resimleri varsa, bana lütfen gönderin. Benim adım Marlen. O tarihlerde Ankara’da üniversite talebesi idim. Fatoş isimli Metin abinin yardımcısı vardı, o beni tanıması lazım. Halleri nasıl? İyidirler inşallah? “ diyordu.

HER ŞEYDE BİR HAYIR VAR

Salı günü iş çıkışı bir arkadaş ziyareti için Çağlayan’daydım. Yorucu bir gün geçirmiştim, muhabbet uzayınca arkadaşımın da ısrarıyla geceyi orada geçirmeye karar verdim.

Size de olur mu bilmem, normalde de uykuyu seven biri değilim ancak başka yerlerde hiç uyuyamam. Gece boyu sağa sola dönüp durdum, sabahı zor ettim. Uyku mahmurluğu ile merdivenlerden inerken köşedeki pastaneden simit ve üçgen peynir alma planları yapıyordum ama her zaman olduğu gibi evdeki hesap çarşıya uymadı. Zira arabam bıraktığım yerde yoktu.