"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Başıma Gelenler

SOSYAL MEDYAYI DOĞRU OKUMAK

Kabul edilen en kısa tanımlamaya göre sosyal medya; insanlar arasında erişim, dönüşüm, etkileşim ve bağlantı kurmanın en basit, kolay ve dijital yoludur.

Teknolojinin hayatımızın her anına nüfuz ettiği cağımızda sosyal medya doğru ellerde, doğru şekilde kullanıldığında hayat kurtarıcı bir enstrüman olabileceği gibi, kötü niyetli kişi ve grupların elinde can alıcı bir silaha dönüşebilir.

DÜŞÜNÜN BEYNİNİZ ACIMAZ

Bütün islam düşmanları bir araya gelse, 7/24 mesai yapsa, vallahi din alıp din satan hurafe misyoneri ham yobazların bu dine verdikleri zararın yüzde birini veremezler.

Arapça konuşarak, Arapça yazarak, Arapça anlatarak daha dindar olduğunu zanneden bu güruh bilsin ki; Arapça sadece bir dildir. Allah’ın indirdiği ve bizim iman ettiğimizse DİN!

Yeryüzünde bütün insanlar bir şeyler öğrenmek için kitap okurlar. Biz müslümanlar ise Kur’an okumak için öğreniriz.

İnandığımız, iman ettiğimiz dinin kutsal kitabını Allah rızası için ana diliyle okuyup anlamaya çalışan kaç kişi var?

Sarıklı, cüppeli biri açıp ellerini tecvidle ana avrat dümdüz gitse aramızda “Amin!” demeyecek kaç Müslüman var?

AH BE MELİH AMCA

4 ya da 5 yıl önceydi sanırım. Yine her zaman olduğu gibi plansız ve kısa süreli bir tatil için çevirdim kontağı. Sanırım bir bayram tatiliydi. Aklıma ilk gelen yer daha önce de birkaç kez gittiğim Esenköy’dü. Sıkıcı bir yolculuktan sonra öğleye doğru ulaştım Esenköy’e ancak asıl sıkıntının burada başlayacağını hiç hesaba katmamıştım. Zira o küçük ilçe daha önce hiç görmediğim kadar kalabalıktı ve ben henüz kalacak yer bile ayarlamamıştım.

Gördüğüm her kiralık ilanındaki telefon numarasını arayarak yavaş yavaş ilerlemeye başladım ancak boş yer bulmak ne mümkün? Öfke, üzüntü ve biraz da umutsuzlukla Esenköy’ün çıkışına doğru ilerlerken yolun solunda bahçede umarsızca etrafa bakınan yaşlı adamı görünce içimden gelen sese kulak verip arabayı yanaştırdım. Kısa bir selam faslından sonra kiralık yer aradığımı söyleyince önce “Boş yere arama bu bayramda kiralık yer falan bulamazsın. Hem sen hangi akla hizmet yer ayarlamadan çıktın geldin” diye cevap verdi. Artık yüzüm nasıl bir hal aldıysa konuşmama bile fırsat vermeden; “Tamam asma yüzünü benim kiracı birazdan çıkıyor, gel burada kal” diye ilave etti.

Z/AMANSIZ BİR SIZIDIR YÜREĞİMDE

Aylardır uykuya uzak gözlerim.

Kasvetli bir gecenin tenhasındayım. Mağlup bir ordunun yorgun son savaşçıları gibi çekilmeye başlamış karanlıklar. Şafağın kızıllığıyla aydınlanmaya yüz tutmuş dört bir yan.

Dudaklarımda belirsiz sözcükler: “Dayan yüreğim, dayan…”

Tam da sılaya düşmüşken yüreğim, bir yetim çığlığı gibi geceyi yırtan telefonumum sesiyle irkiliyorum. Arayan arkadaşım telaşlı.

KİTAP AKLIN SÜSÜDÜR

90’lı yılların ortalarıydı. İstanbul’a yeni gelmiştim. O konferans senin, bu seminer benim geziyor, dolaşıyor tabiri caizse arı misali her çiçeğe konmaya çalışıyordum. Tabi konserleri de kaçırmıyordum.

Sanırım 3 Mayıs etkinliğiydi. Sarıyer Ülkü Ocağı (o zamanki adıyla Bizim Ocak) bir piknik tertip etmişti. Hava yağmurlu olmasına rağmen coşkulu bir kalabalık vardı ve harika bir gün geçirmiştim.

VATAN

Oysa sözlüklerde vatan kelimesinin karşısında; “Vatan, bir kimsenin doğup büyüdüğü; bir milletin hakim olarak üzerinde yaşadığı, barındığı, gerekirse uğrunda canını vereceği toprak parçasıdır. Bir kimsenin yerleştiği yere de vatan denir” yazıyor.

Ancak bu kelimenin herkes için aynı anlamı ifade ettiğinden de emin değilim.

BU CENNETTE AÇMIŞIM GÖZÜMÜ

Sizin gördüğünüz yıkılmaya yüz tutmuş eski bir köy evi olsa da bu evin benim için anlamı çok daha farklı ve büyük. Zira bu evde açmışım dünyaya gözlerimi.

Annemden duyduğum kadarıyla “çaydan yan ki odada” doğmuşum. Şaşırtmasın bu tabir sizi. Evin arkasında o zamanlar bir küçük bir dere yani çay varmış. O yüzden arka tarafa düşen o karanlık odanın ev ahalisi içindeki adı buymuş. Ne var ki ben bu çayı hiçbir zaman görmedim.

ŞEHİTLER SERDARI BİNBAŞI ZAFER KILIÇ

Zaman su gibi akıyor hakikaten. Tam 12 yıl önceydi. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Uykuya direnerek elimdeki kitaba odaklanmaya çalışıyordum ki, telefonun sesiyle irkildim. Arayan Yusuf Hocamdı.

Telefonu açar açmaz; “Canım gitti…” deyince yüreğimin orta yerine koca bir ateş düştü. Kısa bir süre sessizlik olunca –bana asır gibi gelmişti- aklıma Kerkük’ten ilk gelen isimleri saydım. Zira o aralar Kerkük faaliyetleri vardı ve hafızam beni yanıltmıyorsa Hocam Kerkük’ten henüz dönmüştü. Hocamın üzüntüsü sesinden anlaşılıyordu; “Yok can..” dedi… “Zafer, Zafer’im gitti.”

AHDE VEFA İMANDANDIR

“Ahde vefa imandandır.” sözünü gönül dünyamıza nakış nakış işleyen, Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanlarından merhum Ali Metin TOKDEMİR’i vefatının yıldönümünde YouTube kanalımda bir video ile yâd etmiştim. 3 ay kadar önce videonun altına yazılan bir yorum dikkatimi çekti.

Kazakistan’tan yazan bir gönüldaşımız; “1993-1995 yılları içerisinde, Metin abi bizlere, şahsen bana sahip çıkan abilerden biriydi. Halen çok iyi hatırlıyorum bana verdiği nashatlarını. Eğer bu abiyim 1993 – 1995 yıllardaki video veya resimleri varsa, bana lütfen gönderin. Benim adım Marlen. O tarihlerde Ankara’da üniversite talebesi idim. Fatoş isimli Metin abinin yardımcısı vardı, o beni tanıması lazım. Halleri nasıl? İyidirler inşallah? “ diyordu.