"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Denemeler

AŞK VARDIR VE BUDUR

Adam, yeni aldığı arabasını yıkarken 6 yaşındaki oğlu yerden bir taş alır ve arabaya bir şeyler yazar!

Çok öfkelenen baba, çocuğunun ne yazdığına bile bakmadan oğlunun elini tutar, vurur da vurur! Hastanede, elindeki sayısız kırık yüzünden çocuğun parmaklarının hepsi alınır. Ameliyattan sonra çocuk, oldukça üzgün olan babasını gördüğünde:

– “Baba, Parmaklarım ne zaman çıkacak?” diye sorar.

Adam soru karşısında biter ve yıkılır kalır. Arabasına döndüğünde kafasını arabaya vurur da vurur. Sonra gelir motor kaputuna oturur ve işte o zaman oğlunun yazmaya çalıştıklarını görür; “Seni seviyorum baba.”

AH O TÜRKÜLER

Türkü sevmeyen, Türk’ü sevmez derler. Belki de o yüzden milletime de, türkülere de aşığım ben.

Avusturyalı meşhur Türkolog Herbert JANSKY, türkülerimizi“Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımından ehemmiyete hâiz olan bu kendine öz bestelerle söyleyen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri” şeklinde tanımlar.

SABRIMA AĞIR GELEN İNSANLAR VAR

Ne gariptir ki insan çoğu zaman huzurunu, mutluluğunu bir başkasının avucuna bırakır ve sonra da burnunun üzerinde unuttuğu gözlük gibi onu aramakla tüketir ömrünü.
Türlü çilelere katlanır, acılara göğüs gerer, kederle yoldaş olur ve tüm bunlara bir de kutsiyet atfederek yüceltir kendini üstelik.

Kutlu hedefler için çilelere katlanan bir derviştir çünkü g/özünde. Şahit olduğu her vefasızlıkta bir hikmet, karşılaştığı her ihanette bir kusur arar kendinde.

BOĞULUYORUM

Uzun süre karanlıkta kalan insanın doğal refleksidir ışığa yönelmek. Ve bunu hesapsız, kitapsız yapar. Çünkü ışık kurtuluştur onun için. O yüzden teslim olur ışığa, kaynağını düşünme ihtiyacı hissetmez. Tam bir teslimiyet halidir bu.

Işığa ulaştığında yaşayacağı şey ise elbette geçici körlükten ibarettir. Işığa alışması için gereken süre ise bulunduğu karanlıkta kaldığı süreyle doğru orantılıdır çoğu zaman. Tünelin sonunda gördüğünüz beyaz ışık her zaman kurtuluşunuz olmayabilir. Hatta aksine felaket bile getirebilir size.

BİR BEYAZ IŞIK

“Gecenin en karanlık anı, şafak sökmeden az önceki andır.”

Çok duydum bu sözü, çok gördüm, çok okudum. Ve hatta yüreğime nakış nakış dokudum. Gerçekten inandım mı doğruluğuna, yoksa inanmak mı istedim bilmiyorum. Dedim ya bilmiyorum bu düştüğüm nice haldi. Ama bu cümle benim düşerken tutunduğum son daldı.

Çünkü hayata tutunmak için bir nedene ihtiyacım vardı. Düşünsene ne berbat bir durum, elimi bıraksam uçurum.

B/AŞKA SÖZÜM YOK

Çok konuştuğum söylenir, doğru da olabilir. Aslında çoğu zaman bir kamuflajdır bu benim için. Yani çok konuşuyorsam genelde bir şey söylemiyorumdur.

Zaman içerisinde dost diyerek yüreğimi paylaştıklarımın bana dönen namlularını gördüğüm gün, insanlara bir şeyler anlatmayı bıraktım. İşte o günden beri bağlamamla yahut kalemimle dertleşiyorum. Fiyakalı adıyla bir çeşit terapi bu benim için. Yazmak dinginleştiriyor, rahatlatıyor beni. Tabiri câizse yazarak y/aşıyorum.

Bu kitap kendime yolculuğumdan ibaret derken anlatmak istediğim şey tam olarak bu. Uzun zamandır sosyal mecralarda yazdıklarımı paylaşıyorum.

EY AŞK

Ey Aşk!..

Bazen eski bir kitabın sararmış sayfaları arasında, bazen katran gibi üzerime çöken gecenin zifir karasında, bazen de yüreğimin kapanmayan yarasında…

Ama hep bir ana ceylanın vurulmuş yavrusuna su aradığı gibi sızımla…
Şiirleri mavzer, heceleri kurşun eyleyen şairler gibi, kalemimle, yazımla…
Ezgileri aşkın narıyla harlandıran ozanlar gibi türkülerimle sazımla..
Seni… yalnız seni aradım..

YERYÜZÜ CENNETİM

Bırakın uzun zaman yaşamayı, bir kez içinden gelip geçenler için bile unutulmaz bir sevgilidir İstanbul. Binlerce kilometre uzakta olsak da gönlümüz hep o nazlı sevgilidedir. Onunla uğurlarız geceyi ve yeni bir güne hep onunla merhaba deriz. Z/amansız düşüverir yüreğimize, “dördüncü cemre” gibi İstanbul…

Bugün yine öyle oldu. Ve yaşadığımız manevi iklimden midir bilinmez, canım İstanbul’umun dört manevi bekçisi geldi hatırımıza; Üsküdar’da Aziz Mahmut Hüdaî, Beykoz’da Yuşâ Aleyhisselam, Sarıyer’de Telli Baba ve Beşiktaş’ta Yahya Efendi…