"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Makaleleler

HEY ON BEŞLİ ON BEŞLİ

Hey on beşli on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi on yediye

Çanakkale Cephesi, sanki bir ölüm değirmeni gibiydi; tükettiği insanlar haddi hesabı aşmasına ve İngiliz generali Aspinall-Oglander’in “Gelibolu’daki kanlı muharebeler, Türk ordusunun çiçeğini bitirmiştir,” tespitinde ifadesini bulan -gerçekten de İngilizler şehit olan gençlerimizi, “çiçeğin tomurcuğu” ve “vakti gelmeden solan gül goncası”na benzetiyorlardı- koskoca bir eğitimli genç nesli yutmasına rağmen bir türlü doymak bilmiyordu.

SEHPALARDA KALDI YÜREĞİM

Bazen z/amansız bir sızı gelir çöreklenir yüreğimin orta yerine. Henüz hayatlarının baharında suçsuz, günahsız sırf denge kurulsun diye “bir sağdan, bir soldan” zulmün sehpalarına yollanan gencecik fidanlar gelir hatırıma.

Büyük bir iman ve metanetle ayaklarının altında duran iskemleyi kendi tekmeleriyle yıkan yiğitler, telkin için gelen imamın gördüğü teslimiyet karşısında iman tazelediği yiğitler.

CEMAL SÜREYYA NASIL “SÜREYA” OLDU

Öyle ya Twitter, Facebook olmasaydı 15-16 yaşındaki gençler nereden bileceklerdi Cemal Süreya’yı, Sezai Karakoç’u, Cahit Zarifoğlu’nu, Oğuz Atay’ı ve diğerlerini.

Aforizmalar havada uçuşuyor, günlük hayatta dahi gençlerin ağzında şair sözleri. Belki de resmini bile görmediler bu şairlerin, yaşantılarına yahut eserlerine dair en küçük bir fikirleri bile yok belki. Ama sözleri dillerde pelesenk. Sosyal medyada aforizmaları, şiirleri, sözleri en çok paylaşılan şairlerden biri Cemal Süreya. Nereden geldi aklıma bilmiyorum ama bugün size Cemal Süreyya’nın nasıl Cemal SÜREYA olduğunu yazmak istedim.

Bu konuyla ilgili iki rivayet var, hangisi doğru bilmem o yüzden ikisini de yazacağım.

ÇOK GARİBSİDİM

Geçen Çarşamba akşam saatleriydi. İşten henüz dönmüş, bahçede yorgunluk atıyordum. Nedendir bilmem telefonum çaldığında yüreğim “cız” etti. İstemeye istemeye ve biraz da korkarak açtım telefonu. “Babaannemin durumu iyi değilmiş, hastaneye kaldırmışlar” dediğinde kardeşim, dudağımı ısırmışım gayr-ı ihtiyari.

Biliyordum. Hakka yürümüştü babaannem. Kardeşimin dili varmamıştı söylemeye, konduramamıştı ölümü babaanneme.

Bakmayın “babaanne” dediğime. Hayatım boyunca ben ona hep anne diye seslendim. Annem çalıştığı için gün içinde annemden çok onu görürdüm.

SOSYAL MEDYA VE ADALET

Çoğu zaman tartışan, anlaşamayan insanların muhataplarına “Seni mahkemeye verip sürüm sürüm süründüreceğim” dediklerini duymuşsunuzdur. Peki bu cümlenin üzerine hiç düşündünüz mü? Yani neden “Seni mahkemeye vereceğim, ceza almanı sağlayacağım, adalet yerini bulacak” gibi bir cümle kurmaz da, “Sürüm sürüm süründüreceğim” der insanlar?

Çünkü ülkemizde, bırakın devlet güvenliğini tehdit eden büyük suçlarla ilgili açılan davaları, hukuk sisteminin “adi suç” olarak tanımladığı cinayet, gasp, tecavüz, hırsızlık vb gibi suçlarla ilgili açılan davalar dahi senelerce sürer.

AH BE ERCANIM

“Akrabalık kan bağıyla değil, can bağıyla olur.” sözünü çok seviyorum. Zira samimiyetleri ve vefaları ile bu sözün doğruluğunu her fırsatta hatırlatan pek çok dostum, arkadaşım var.

Ercan da onlardan biriydi. Yaklaşık on yıl kadar önce henüz kitaplarım basılmamışken ve hatta kitap düşüncesi bile ortada yokken Facebook’ta YİTİK SEVDALAR adını taşıyan bir sayfam vardı. O zamanlar Artvin’deydim ve yalnızdım. Haliyle hem gurbetin ve hem de yalnızlığın sızısını kalemimle dindirmeye çalışıyordum. Akşamları kitap okumaktan arta kalan vakitlerde o sayfada vakit geçirirdim. İşte o dönemde tanıdım Ercan’ı.

Zaman içerisinde arkadaşlığımız, dostluğumuz, kardeşliğimiz iyice pekişti. İrtibatımızı hiç koparmadık. Zaman zaman telefonla arar dertleşirdik. Özellikle şehit haberlerinden sonra mutlaka arar, sanki yakın bir akrabasını kaybetmiş gibi hüzün dolu sesiyle beni teselli etmeye çalışır, namazlarda şehidimiz için dua edeceğini, Yasin-i Şerif okuyacağını vurgulardı.

DENİZE DÜŞEN YILANA SARILIR

Hep okur, dinler, seyreder ve ne yalan söyleyeyim merak ederdim. Hafta sonu bir arkadaşım “Dün bir hocaya gittim. Çok derin biri. Bana dair ne varsa hepsini bildi. Ağzım açık kaldı. Üstelik para falan talep etmiyor. Zorla elli lira verdim. Bugün bir daha gitmem gerekiyor. Birlikte gidelim.” deyince fırsatı kaçırmak istemedim.

Az sonra hocanın hasta/müşteri kabul ettiği sokağa girmiştik bile. Tek katlı beyaz badanalı bir gecekondunun önüne aracımızı park ederken, köşedeki kahvehanenin önünde erkete gibi bekleyen yaşlı bir amca dikkatimi çekti.

SAYGI DÜZENİN ANAHTARIDIR

Ne güzel söylemiş eskiler; “Ana babanı sayarsan oğlundan da saygı görürsün. Saygı ve sevginin bir arada olduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez.”

Türk Dil Kurumu sözlüğünde “saygı” kelimesinin karşısında “Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram” ve “Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu” yazıyor.

İNSAN OLMAK

İstanbul trafiğinde araç kullanmak ömür törpüsü. O yüzden mecbur kalmadıkça trafiğe çıkmamaya gayret ediyorum. Mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanmaya çalışıyorum.

Önceden Avrupa’nın en uzun şehir içi hattı olarak nam yapan “500T” yani Tuzla-Cevizlibağ otobüslerini kullanıyordum. Ancak yeni açılan yollar ve uzatılan metro hatlarıyla alternatif güzargâhlar bir nebze olsun çoğaldığı için artık 500T’nin yakınından bile geçmeye niyetim yok.