"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Makaleleler

EFSANE HAT 500T MACERALARIM

Özellikle soğuk havalarda benim için karşıya geçmenin en pratik ve en zahmetsiz yolu Kavacık köprüsünün altından 500T numaralı halk otobüsüne binmekti. Tamam çok kalabalık olurdu ama eğer yarım saat uykudan fedakârlık edince bir nebze olsun o sorunu da çözmüş olurdum.

En büyük keyfim ve lüksüm –şayet şanslı günümdeysem ve boş yer bulmuşsam- yanımdan hiç eksik etmediğim sırt çantamdan kitabımı çıkarıp, kafamı hiç kaldırmadan Edirnekapı Şehitliği’ne gelene kadar okumaktı. Çok yorgun olduğum günlerde ise daha köprüyü geçmeden uykuya dalar, Edirnekapı Şehitliği’ne gelince uyanırdım. İnsan gerçekten ilginç bir varlık. Zira 15 yıl boyunca bir kere olsun uyuyakalıp o Edirnekapı durağını geçtiğim olmamıştır. Sanırım beden ve zihin bir saat gibi kuruyor kendini.

ALLAH İYİ İNSANLARLA KARŞILAŞTIRSIN

Bugün bir haber okudum. 21 yaşında gencecik bir kız Facebook’ta üye olduğu bir otostop grubunda beş gün önce köpeğiyle beraber çekilmiş bir fotoğrafını koyarak “Samsun’dan İzmir’e aracıyla gidecek olan yol arkadaşı var mı?” mesajıyla birlikte paylaşmış. Akabinde bu paylaşımı beğenen bir şahısla görüşmeye başlamış. Neticesinde de kızcağız İzmir’e şahsın yanına gitmiş. Birkaç gün yalnız yaşayan 41 yaşındaki adamın evinde kalmış. Ve bu kızcağız dün gece adamın evinde bilekleri kesilmiş bir şekilde ölü olarak bulunmuş.

KADER DİYEMEZSİN SEN KENDİN ETTİN

Malumunuz geçen hafta Giresun’da büyük bir sel felaketi yaşandı. 9 vatandaşımızın can verdiği felakette halen kayıp 7 vatandaşımızı arama çalışmaları devam ediyor. Çöken binalar, yollar, kullanılamaz hale gelen dükkanlar ve milyonlarca liralık hasar ile Dereli adeta yer ile yeksan oldu desek yeridir.

Karadeniz’de yaşayanların yabancı olduğu bir tablo değil aslında bu. Zira bu bölgede hemen her sene bu tarz felaketler yaşanır. O yüzden bu felaket haberlerini üzüntüyle seyrederken bazen dejavu yaşıyormuşum gibi hissediyorum.

KULAĞINIZA KÜPE OLSUN

Sanırım MÇP’nin MHP adını aldığı kongreydi. Zira her yerde kar vardı ve oldukça zorlu bir yolculuktan sonra ulaşabilmiştik Ankara’ya. Hafızam beni yanıltmıyorsa Kongre Söğütözü’ndeydi.

Kış olmasına karşın Türkiye’nin dört bir yanından gelen Ülkücüler salonu hınca hınç doldurmuş kalabalık dışarı taşmıştı. Dışarda dolaşıp diğer illerden gelen tanıdıklarla biraz hasret giderdikten sonra güçlükle salona girebilmiş ve ilçemizin pankartı altında yerimizi almıştık.

Salondan yükselen marşlar kanımızı kaynatmaya yetmişti. Adeta yerimizde duramıyorduk. Onca kalabalığın içerisinde salonun ortasında bir sağa bir sola koşuşturan birisi gözüme takıldı. Uzun saçları omuzundan dökülen hilal bıyıklı şahıs Ülkücü’den çok herhangi bir rock müzik grubunun solistine benziyordu. Kılığı, kıyafeti ve görüntüsü ile sanki yanlış filmin setine gelmiş bir oyuncu gibiydi. Allah biliyor ya yanımdaki arkadaşlarla o genci bir hayli çekiştirdik.

ŞEHİT BUMİNHAN TEMİZKAN

Şehit Buminhan TEMİZKAN’ı hatırlayan var mı acaba? Ya da daha doğru ve acı bir ifadeyle Buminhan TEMİZKAN adını hiç duydunuz mu?

Tarsus’un Yenice kasabasındandı Buminhan. 1989 yılında Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ni kazandı. Dört yıl sonra 16 Ağustos 1993 tarihinde öğretmen olarak mezun oldu. Aynı yıl Tunceli, Mazgirt, Darıkent Kasabası ilköğretim okuluna atandı. Göreve başlamasının üzerinden henüz bir yıl geçmişti ki; 11 Eylül 1994 Pazar günü akşam saat 22:30 sularında lojmana baskın yapan insanlık düşmanı PKK’lı katiller tarafından beş arkadaşıyla birlikte katledildi Tarsus’un kara yağız yiğidi.

PİRUS ZAFERİ

Dün gece Ebru Timtik’in ölümüyle birlikte sosyal medyanın ve daha çok sorumsuz siyasetçilerin etkisiyle DHKP-C terör örgütünün yeniden uygulamaya koyduğu zulüm enstrümanı ölüm oruçları ülke gündemini yine meşgul etmeye başladı. Yeniden diyorum çünkü bu eylem tarzı konunun meraklıları için sadece tarihin tekerrüründen ibaret.

Zira DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP “Tarihe yeni, onurlu sayfalar eklemeye devam edeceğiz. Bu inançla ve kararlılıkla, işbirlikçi uşak iktidarın hücre tipi hapishaneler temelinde tüm halka yönelik sürdürdüğü politik saldırıya karşı 20 Ekim tarihinden itibaren, belli bir süreden sonra Ölüm Orucu eylemine dönüştüreceğimiz, Süresiz Açlık Grevi direnişimize başlıyoruz.” diyerek 20 Ekim 2000 tarihinde eyleme başladıklarını açıklamışlar, eylemin 30. gününde de (30 Kasım 2000) “Daha önce kamuoyuna ilan ettiğimiz taleplerimiz karşılanmadığı için, 19 Kasım 2000 tarihinden itibaren ÖLÜM ORUCU eylemine dönüştürdük.” diyerek eylemin adını deklare etmişlerdi.